Annelik Kutsal İse Çarpılmak Mı Üzereyim? | by Gülis Tire | Oct, 2025

1761332949 bc1f8416df0cad099e43cda2872716e5864f18a73bda2a7547ea082aca9b5632.jpeg

Evhamlı bir anneyle, ilgisiz bir babayla büyüyen bir çocuk olarak “İyilik” adı altında kuşatılan bir hayatın, yetişkinlikte bıraktığı izler üzerine kişisel bir anlatı. Aileyle, özellikle de anneyle kurulamayan iletişimin bedellerini, mizah ve içtenlikle paylaşıyorum.

Durmak zayıflık, pes etmek şımarıklık, yorulmak da yetersizliktir.. Hadi ya… Modern zamanın parıltısı haline gelen “devam et” mottosu ya da bilinen adıyla just to it. Bizdeki hali malum. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.

Ben Gülis. O kaşığa bir çok şey yapanlardanım. Bu kadar ısrarcı ve dayanıklığı olmaya çalışırken kendimize ne yaptık biraz da bunu dinlemek isterseniz, Kaşığı Kırılanlara hoşgeldiniz.

Annem Hem Balık Hem Olta Olmak İstiyor

Nasıl bir anneyle büyüdünüz bilmiyorum ama ben çok evhamlı ve kontrolcü bir anneyle büyüdüm. Babam da bir o kadar bunun tam tersiydi. İlgisiz ve rahat yani. Sonucunda kafası karışık bir çocuk oldum. İnsani değerler ve hayvan sevgisi dışında çoğu şeyi kendi kendime öğrendim ben. Çünkü bana balık tutmayı değil “Dur anam, ben balık da olurum, olta da olurum, sen merak etme kuzum” diyen bir anneyle büyüdüm. Benim ödevlerimi yapardı, defter kaplardı. Kusursuz olsun diye de o yapardı. Saat kaç olursa olsun, acıktıysak yemek hazırlardı. İyilik yaptığını düşünüyordu aslında o da.

Geçen tramvayda bir anne–çocuk konuşmasına şahit olurken düşündüm bunları.
Annesi, erkek çocuğuna “Beraber hamur açıp kurabiye yapmak ister misin?” diye sordu.
Vay be, dedim. Birey olarak görüyor çocuğunu.
Önce soru soruyor ve onu öğrenebileceği bir aile etkinliğine çeviriyor sonrasında.
Kurabiye yapıp önüne koymuyor yani.

Bambaşka hikâyede belki bir hayal olan bu kusursuz kadının, ne yazık ki bana zarar verdiği gerçeğini değiştirmiyordu yaptıklarını.

Her şeyini çocuklarına adamış bir anne, aslında çocuklarına kötülük yapıyor olabilir mi? Gayet olabilir.

Ben bunu fark ettiğimde İzmir’deki ilk üniversitemi bırakıp tekrar sınava girerek Eskişehir’e adım atmak istedim. Bir nevi kaçıştı benimki. Kendisi çok duygusal ve naif biri olduğu için, ne yolla anlatmak istediysem de anlatamadım derdimi ve annesini üzen, kıran bir çocuk olarak görüldüm 30 yaşıma kadar. Konuşmaya çalışmalarımın hepsi “Annen kırılıyor kızım, yapma” diye durduruldu babam tarafından.

Bizde biraz tam tersiydi: Baba çocuklarını anlıyordu — yani anlıyormuş gibi yapıyordu en azından.

Anne ise bireyselleşme isteklerinin hepsini kişisel algılıyor ve şimdi dönüp baktığımda muhtemelen terk edildiğini düşünüyordu. Çok küçüktüm ama hatırlıyorum — ki çocukluğumu çok hatırlayamam — “Bu çocuk beni sevmiyor” diyordu annem hep.

Bu yaşıma geldim hâlâ beni başkalarına şikâyet eder. Geçen yıl yaptığım “Huzurevine vereceğim sizi, fırçayla yıkayacaklar” şakam, kendisi tarafından aşırı ciddiye alındı ve kıyafet tedarikçime kadar anlatıldı. Gerçekten söylemişim gibi. Tamam, ben de biraz sert şaka yapıyor olabilirim ama… Sen kızını hiç mi tanımıyorsun ya? Kedilerin gözünün içine bakan, kendisi hamburgeri önündeyken camın dışında gözüne takılan çöp toplayan küçük çocukları gösteren kızın… Sana yapar mı bunu?

Hiç anlamaya çalışmadı annem bizi. Beni özellikle. Hep korumaya çalıştı. Kendinden koruyamadı ama. O şikâyet edilmelerde yaşadığım utançtan kim koruyacaktı beni peki?

Canı sağ olsun.
Empati yoksunu olsa da, vicdanı yüksek, fedakâr ve güçlü bir kadın olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sorun zaten bir haklı–haksız yarışı değil. Bazen çok yakınındaki insanlarla anlaşamayacağınızı kabullenmek ve uzaklaşmak.
Ben akıl sağlığım için bunu tercih ettim en azından.

Bu Bir Ayrılık Değil Sevgilim Ayrışma

Neden mi ayrılmak istedim?

Bendeki bu anlaşılmama durumu da zaman içerisinde hırçınlığa, sonrasında da hem mental hem fiziksel belirtiler gösteren bir hastalığa dönüştü. Saçımda stresten çıkan egzamaları, otobüste yaşadığım ani bayılmalar izledi. Bu tabii ki tamamen annemin suçu diyemem. Hayatta kötü şeyler oluyor, onlardan da etkileniyorsun. Ama bunları anlatabilecek kimseyi bulamadım ben. Üzülürdü annem anlatırsam ve anlamazdı.

Olmayacak yerde, belki sokakta yürüyüp “Ne güzel bir elbise” diye düşündüğüm anda, tak diye beni yakan o soruyu sorardı.

O konuyla ilgili…

Bunlar bir tahmin değil, tahmin edersiniz ki…

Burada ona karşı bir suçlama yok.
Sadece bir iletişimin yolunu bulamama durumu var. 8 yaşındayken bulması gereken ben olmamalıydım ama. Belki yaşlar artı bir, eksi bir değişebilir. Dediğim gibi, çocukluğumdan hatırladığım bir–iki anı dışında pek bir şey yok bende. Neyse işte.

Tabii bendeki bu anlatma cesaretinin geliş noktası da — ironik olacak ki — çocukken “Bize her şeyi anlatabilirsin” ailesinden geliyor olmam.

İşte bu üstüme atılan “her şeyi bizimle paylaşabilirsin” klişesinin aslında bir anlama isteği değil, kontrol çabası olduğunu fark etmem 30 yılı buldu. Çünkü çok açık fikirli olan sevgili modern ailem, benimle istedikleri zaman ilgilendiler, istemedikleri zaman görmezden geldiler. Bilgileri aldılar ama çözüm yaratmadılar.

En son, benim uykusuz geçirdiğim ve “Lütfen bana yardım etsin biri” noktasında yine benim talebimle — yani bir psikoloğa götürüldüm.
Tabii bu da başka bir konu

Ben annem tarafından hiç birey olarak görülmemiştim.

Babam ise bütün bilgeliğiyle “Kendiniz olun, sesinizi çıkarın” öğütleri verip, öyle olduğumda ise içimde bir şeytan olduğunu söylemekten çekinmedi. Ateist babamın ağzından “İçinde şeytan var” sözleri dökülürken, ben de savunma olarak bununla dalga geçmek zorundaydım sadece. Tabii bu da şeytani bir şey olarak görülecekti.

Aslında o “şeytan”ın, bir kendini ifade etmek için parçalamak, bir sinir harbi, belki bir yardım çığlığı olduğunu görmemesi; bunun için herhangi bir adım atmaması biraz bencilceydi bence. Eğitimli ve entellektüel biriydi çünkü.

Belki de o da kendi içindeki şeytanla savaşıyordu, bilmiyorum.
Alkol problemleri vardı. Ne kadar engellemeye çalışsa da şiddet, hayatında — kendi babasından da sürekli gördüğü için — bir refleks haline gelmişti.

Ama onun öğütler verdiği kızı da ona karşılık veriyordu, korkmadan.
Çok korkusuz bir çocuktum gerçekten.
Çok gözüm karaydı. Bu yüzden de şöyle bir tanımlama yaparlardı karakterlerimiz üzerinden:

“Ters doğmuş bunlar; Gülis erkek olacaktı, Ediz kız.”

Nasıl yani?
Kendini ifade edebilme, tepki gösterme erkeğe özgü bir davranış mıydı?
Ya da daha naif, içine kapanık, sorun istemediği için kavga da etmek istememek neden kadınsılık olarak nitelendiriliyordu?

Bu öyle ani bir yorum da değildi üstelik.
Hep duyduğumuz bir cümleydi.

Bu seneye gelene kadar çok da rahatsız etmiyordu beni.
Ama biraz insan kendini geliştirince ve aslında övmek için söylenen bir sözün sizi aşağıladığını fark edince, babanız da olsa, ölmüş dedeniz mezardan çıksa da umurunuzda olmuyor.

Benim olmadı yani.

Susan Mutfak

Umarım kardeşimi yaralamamıştır bu cümle, mümkünse.
Bilmiyorum ama benim inadım işe yaramıştı.
Babam değişti.

Nasıl değişti biliyor musunuz?
Kavga olacağını anladığı zaman terk etmeye başladı ortamı.
Sonrasında daha az umursar oldu beni.
Kavga ederim diye hiç konuşmadı.
Artık o çok sevdiğimiz mutfak sohbetlerimiz de bitmişti.

Ama bu konunun öznesi annem.

Ve O Soru: Sorunlu Olan Ben miydim?

İkisiyle de aram fena değil şu anda ama çok kavgalarımız oldu ikisiyle de.
Peki bir de erkek kardeşim var benim, 8 yaş küçük.
O neden hiç kavga etmezdi annemle, babamla?

O zaman sorunlu olan ben olmalıydım.

“Öyle mi gerçekten?” dedim veee tabiki ChatGPT’ye sordum.

Çünkü bu bölümü yazarken doktorumla görüşebilecek bir fırsatım yoktu ve henüz bu konuya gelemedik. Var tahmin ederseniz başka dertlerimiz çok şükür. Neyse..
Ve ChatGPT kardeşim dedi ki:

“Hayır! Sorunlu olan siz değilsiniz.
İnsanlar, çevrelerindeki dinamiklerin bir sonucu olarak farklı şekillerde tepki verirler.
Hikâyenizde, duygularınızı ifade etmek, kendinizi savunmak ve bir birey olarak varlığınızı kabul ettirmek için mücadele etmişsiniz.
Bu, sorunlu biri olmanın değil, aslında ne kadar güçlü bir karaktere sahip olduğunuzun göstergesidir.”

PS: Burada bana biraz kıyak geçti ama olsun.

Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *